Tarihten hazır cevaplar


28/8/2009 · Kategori: TARIH

RUHLAR NEREYE GİDER?
İbn-i Abbas hazretlerine 'Ruhlar cesetlerinden ayrılınca nereye giderler?' diye sorduklarında, o yüce insandan şu cevabı almışlar:
- Yağı biten kandillerin ışığı nereye gidiyorsa, oraya...

KADER
Kenân Rıfâi'ye sormuşlar:
- Madem ki neticede kaderin dediği oluyor. O halde niçin çalışıyoruz?
Şu cevabı vermiş:
- Çalışmak da kaderin icabı olduğu için!

İFTİHAR
Şeyh Şâmil, çarlık idaresi tarafından yakalanıp esir edildiğinde, Çar II. Aleksandır:
- Sizin gibi büyük bir insanı misafir etmekle iftihar ederim deyince, Şeyh Şâmil'in cevabı şu olmuş:
- Siz benim misafirim olsaydınız, ben daha çok iftihar ederdim.

İNSAN ve TANSİYON
- 'İnsan, kâinata hakim bir varlıktır' diyen felsefe öğretmenine, öğrencilerden biri, şu cevabı vermiş:
- Tansiyonuna bile hakim olamayan insan, kâinata nasıl hakim olur?

KORKUYA GEREK YOK
Bir Rus generali, Şeyh Şâmil'in iştahını abartarak 'Beni yemenizden korkuyorum' deyince, Şeyh Şâmil:
- Boşuna korkmayın efendi, demiş. Bizim dinimizde domuz eti yemek haramdır.

TAKVA NE DEMEK?
Ebu Hureyre 'takva'nın ne olduğunu soranlara:
- 'Siz hiç dikenli yoldan geçtiniz mi?' dedi. Onlar da 'Evet geçtik' dediler.
Bunun üzerine: 'O halde oradan geçerken ne yaptınız?' diye sordu. Onlar:
- Dikenlerden sakındık, dediler.
- İşte takva da, günah ve hatalardan sakınmaktır, cevabını verdi.

İNSANIN MAHARETİ
Bir sohbet sırasında, Ârif Nihat Asya'ya:
-Eğilir, bükülür, katlanır ve istenilen şekle kolayca sokulur bir cam keşfedilmiş, derler.
Ârif Nihat Asya, şöyle cevap verir:
- Desenize, eninde sonunda camı da kendimize benzettik!

GÖNDERİLEN, GÖNDERENDEN HABERCİDİR
Dahi kumandan Halid Bin Velid Hazretlerinden, Efendimizi (s.a.v.) anlatmasını istemişler.
- Bu hususta son derece acizim demiş.
Israr etmişler.
- Gönderilen, gönderenin şanına lâyık olur, buyurmuş. Onu gönderen Allah (c.c.) olduğuna göre, gerisini anlayın artık.

GÜNLÜK
Bir Hristiyan, Ahmed Vefik Paşa'ya:
- Camilerinizde niçin günlük (bir çeşit koku) yakmıyor sunuz? diye sorduğunda, ondan şu cevabı almış:
- Bizimkiler abdestlidirler. Yellenmezler. Onun için günlük yakmıyoruz.

HAKLI TENKİT
Eflâtun, bir grup arkadaşı arasında oturan Sokrat'a:
- Geçen gün bir arkadaşını herkesin arasında azarladın, diye çıkışmış. O sözleri başbaşa kaldığın zaman söyleyemez miydin?
Sokrat, soruya soruyla karşılık vermiş:
- Beni böyle azarlamak için, başbaşa kalmamızı bekleyemez miydin?

OLMADIĞI YERİ GÖSTERİN
Materyalist öğretmen, öğrencisine:
- Söyle bakalım, demiş. Allah nerede? Eğer bilirsen portakal vereceğim.
Öğrencinin cevabı şu olmuş:
- Siz bana O'nun olmadığı yeri gösterin, ben size bahçe dolusu portakal vereyim.

HANGİSİ İÇİN İYİ?
Zengin bir adam, İslâm büyüklerinden birine:
- 'Bin altınım var, size versem ne dersiniz?' diye sorduğunda, şu cevabı almış:
- Verirseniz sizin için iyi olur. Vermezseniz de benim için.

HERŞEYE İYİ YÖNÜYLE BAKMAK
Hz. Lokman'a:
- 'Edebi kimden öğrendin?' diye sormuşlar. Şu cevabı vermiş:
- Edepsizlerden.

EŞSİZ CÖMERTLİK
Hz. Ebû Bekir'in cömertlikte de bir eşi yoktu. Bir defasında cihad için yardım istendi... Bütün sahabiler koşuştular. Kimi malının yarısını, kimi dörtte birini getirmişti. Hz. Ebu Bekir'in getirdiği ise, malının tamamıydı.
Resulûllah (a.s.v.) kendisine sordu:
- Ailene ne bıraktın?
Hz. Ebubekir, cevap verdi.
- Allah ve Resûlü'nün muhabbetini!..

KANAAT
Bir talebe, hikmet sahibi bir zât ile sohbet ederken:
- Cennet'te küçük bir yerim olsa bana yeter deyince, o zât şu cevabı verdi:
- Âhiret için ettiğin kanaati, keşke dünya için de etseydin.

GÜZEL İNSANLAR
Sahabelerden biri, Hz. Ebûbekir'in yanına gelerek:
- Çok günahkarım, der. Benim için dua eder misiniz?
Hz. Ebûbekir:
- Yâ Rabbi, der. Bir günahkar, bir diğerinden dua istiyor. İkisini de affeyle.

BİLİNMEYEN LEVHALAR
İngiliz Büyükelçisi, eski Osmanlı evlerinin dış duvarlarına asılan 'Yâ Hafîz' (Muhafaza eden Allah (c.c.) ) levhalarını görünce dayanamamış ve Keçecizade Fuad Paşa'ya bunların ne olduğunu sormuş.
Fuad Paşa, İngilizin anlayacağı dille cevap vermiş:
- O gördükleriniz, Osmanlı Sigorta Şirketinin levhalarıdır.

ÇOK YÜZLÜLER
Mehmed Âkif, iki yüzlü insanlara çok kızardı. Bir gün bir arkadaşına şöyle dedi:
- İki yüzlüleri artık sever hale geldim. Çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye başladım

UYKU KARDEŞLİĞİ
Mevlânâ Hazretleri, talebelerinden biriyle yürürken, yol kenarında birkaç köpeğin sarmaş dolaş uyuduklarını görürler.
Yanındaki talebesi:
- Güzel bir kardeşlik örneği, der. Keşke insanlar da bunlardan ibret alsa.
Mevlânâ, tebessüm ederek karşılık verir.
- Aralarında bir kemik atıver de, gör kardeşliklerini.

KALEMİN İŞİ ZOR
Ünlü gazeteci ve yazarlardan Velid Ebüzziya, İstiklâl Mahkemesi'nde yargılanıp beraat ettikten sonra, genç meslektaşlarına nasihat etmiş:
- Şu sıralarda sakın fincancı katırlarını ürkütmeyin...
Yusuf Ziya Ortaç, başını sallayarak:
- Bu söylediğin imkansız üstadım, demiş. Zira ortalıkta o kadar çok katır var ki!..

DÜNYANIN YÜZÜ
Hastalıktan ötürü gözleri kapanmış olan bir adam, halk şairi Seyrani'ye:
- Bende dünyayı görecek göz mü kaldı? diye şikayette bulununca, söz eri Seyrani:
- Hiç üzülme dostum demiş. Zaten dünyada da bakılacak surat kalmadı.

ATLIYA CEVAP
Efendimiz (s.a.v.) sahabelerine bir ikram sırasında hizmette bulunurken, uzaklardan gelen bir atlı yanlarına yaklaşarak,
- Bu kavmin efendisi kim? diye sordu O'nu arıyorum.
Efendimiz (s.a.v.) bu soruya, gurur olur endişesiyle 'benim' diye cevap vermedi. Ve o anda sahabelerine hizmet etmekte olduğundan, asırlar boyunca yankılanan ve aynı zamanda atlı adama cevap niteliği taşıyan şu sözlerle mukabele etti:
- Bir kavmin efendisi, ona hizmet edendir.

SAĞLAM İŞ
Mehmed Âkif, Berlin'den döndüğünde sormuşlar:
- Berlin'de ne var ne yok üstad!
Şöyle cevap vermiş:
- Gördüğüm kadarıyla işleri dinimiz gibi sağlam; dinleri ise işlerimiz kadar çürük.

MUTLULUK
Tolstoy'a 'nasıl mutlu oluyorsunuz?' diye sorduklarında şu cevabı vermiş:
- Sahip olduğum şeylere sevinerek, sahip olmadıklarımı ise hiç düşünmeyerek.

İMTİHANSIZ GEÇMEK YOK
Öğretmen, öğrencilerin aklını karıştırmak için:
- Çocuklar demiş. Allah hepimizin cennete gitmesini istediği halde, neden bizi dünyaya göndermiş?
Çocuklardan biri, soruya karşılık vererek:
- Öğretmenim demiş. Şüphesiz ki siz bizim sınıf geçmemizi istiyorsunuz. O halde neden hepimize geçerli not vermeyip imtihan ediyor sunuz?

NE BAL VAR, NE DE PEKMEZ...
A. Geylanî Hazretlerinin üzerine hiç sinek konmazdı. Onun bu haline vakıf olanlardan biri sordu.
- Üzerinize sinek konduğunu hiç görmüyoruz? Sebebi nedir?
Şu cevabı verdi:
- Niçin konsun ki? Üzerimde ne dünyanın pekmezi var, ne de ahiretin balı...

ALIŞVERİŞE GELDİK...
İbn-i Muhayrız isimli din alimi, elbise almak için bir mağazaya girdiğinde, içerdekilerden birisi onu tanıdı ve dükkan sahibine:
- Bu zât, İbn-i Muhayrız'dır, dedi.
İbn-i Muhayrız kendisine özel bir muamele yapılmaması için hemen dışarı çıkarken:
- Biz paramızla birşeyler almaya geldik, dedi. Dinimizle değil.

İHLASLI OLMAK
Yahya bin Muaz'a:
- Kul ne vakit ihlaslı sayılır? diye sormuşlar. Cevaben şöyle buyurmuş:
- Kendisini öven insanla, tenkid eden insanı bir gördüğü vakit...

SİZ DE ORTAKSINIZ
Süfyan-ı Sevrî, evinin kapısı önünde bir dostuyla sohbet ederken, önlerinden son derece süslü giyinmiş bir adam geçti. Dostu bu adama hayranlıkla bakarken, Süfyan-ı Sevrî ona şöyle buyurdu:
- Eğer sizler gıpta ile bakmamış olsaydınız, bu adam böyle süslenip israfa girmezdi. Hayranlığınızı ifade eden tavrınızla bu adamın 'israf' günahına siz de ortak oluyorsunuz.

REHBER BÖCEK
Ebü'l-Haccac Aksurî'ye:
- Maneviyatta rehberin kim? diye sorduklarında:
- Bir böcek, dedi.
Alay ediyor sandılar. İzah etti:
- Dışarıda gezerken, fener direğine çıkmak isteyen küçük bir böcek gördüm. Kaygan olduğu için yarı yoldan düşüyor, fakat hiç yılmıyordu. Yüzlerce defa aynı hareketi tekrarladı. Onu o halde bırakıp mescide gittim. Çıktığımda bir de ne göreyim, direği tırmanmış, fenerin yanında duruyor. O hayvan engellerden yılmama ve sebat etme konusunda rehberim oldu.

BİR ÖKÜZ UĞRUNA
Oğlunun okuması için çiftliğindeki bütün inekleri satan bir köylü, onun birşey öğrenemediğini görünce:
- Ne bahtsız adammışım, diye söylenmiş. Bir öküz uğruna ne inekler feda ettim.

MALIN NEREDE?
Hasan el-Basrî, 'Ben ölümden korkuyor ve onu sevmiyorum' diyen birine şu cevabı vermiştir:
- Malını geride bıraktığın için ölümü sevmiyorsun. Eğer malını ileriye (ahirete) gönderseydin, peşinden gitmek isteyecektin.


Sokrat Ölüme mahkum edildiğinde, eşi:
- Haksız yere öldürülüyorsun, diye ağlamaya başlayınca, Sokrat:
- Ne yani, demiş. Birde haklı yere mi öldürülseydim!
-------------

Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış ve felsefesiyle ünlü
filozof Diyojen,
bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka
hiçbirşeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe
geçmek mümkün değildir... Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa: 'Ben
bir serserinin önünden kenara çekilmem' der. Diyojen, kenara çekilerek
gayet sakin şu karşılığı verir:

- Ben çekilirim!!
--------------

Bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu şiirleri incelemesi için
Sheaksper' a gönderdiğinde, ünlü yazarın cevabı şu olur:
- Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın..
--------------

Meşhur bir filozofa:
- Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar
fakirsiniz?
diye sorulduğunda:
- Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan, demiş.
--------------

Dostlarında biri, Fransız kralı 15. Lui' ye:
- Majesteleri, demiş. Akıl vergisi almayı hiç düşündünüz mü? Hiç kimse
budalalağı kabul etmeyeceğine göre, herkes böyle bir vergiyi seve
seve öder.

Kral, alaylı alaylı gülerek:
- Hakikatten enteresan bir fikir, cevabını vermiş. Bu buluşunuza
karşılık, sizi akıl vergisinden muaf tutuyorum.
---------------

Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile' ye hasımlarınından biri:
- Efendim, demiş. Kulaklarınız, bir insan için biraz büyük değil mi?
Galile:
- Doğru, demiş. Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük ama,
seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mı?
---------------

Fransa hükümet ricalinden biri Napolyon' un bir muharebede tenkide
kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek:
- Önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini
zapdetmeliydiniz, gibi fikirler belirtmeye başlayınca, Napolyon:
- Evet, demiş. Onlar parmakla alınabilseydi dediğin gibi yapardım.
----------------

Bir toplantıda bir genç M. Akif`i küçük düşürmek için:
- Afedersiniz, siz veterinermisiniz? demiş. M. Akif hiç istifini
bozmadan şu cevabı vermiş:
- Evet, biryeriniz mi ağrıyordu?
-----------------

İdam edilmek üzere olan bir mahkuma:
- Diyeceğin bir şey var mı? diye sorduklarında:
- Bu bana iyi bir ders oldu!!
-----------------

Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı
yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri
ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
- Sen sır saklamayı bilir misin? diye sormuş. Vezir:
- Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Yavuz cevabı yapıştırmış:
- Bende bilirim.
-----------------

Sultan Alparslan 27 bin askeriyle bizans topraklarında ilerlerken,
keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla:
- 300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşıyor, der.
Alparslan hiç önemsemeyerek şöyle der:
- Bizde onlara yaklaşıyoruz.
-------------------

Bir filozofa sormuşlar: Şansa inanırmısınız?
Filozof: Evet, yoksa sevmediğim insanların başarısını neyle
açıklardım...

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : tarihten hazır cevaplar, tarihten kıssalar, kıssadan hisse, ibretlik öyküler, tarihten inciler, tarihten

tazıya muska yazmak


28/8/2009 · Kategori: TARIH

Sultan Bayezid, şehzadeliği sırasında ava olan merakından dolayı cins tazılar besletirmiş. Maiyetinde bulunan sipahilerden birisi, şehzadenin gözüne girmek için cins bir tazı alır. Fakat ne talim yaptırdıysa, ne kadar uğraşdıysa nafile. Sipahinin tazısı bir türlü Şehzade Bayezid’in tazılarının hızına ve çevikliğine ulaşamaz. Sipahi, çareyi civarda yaşayan Buharalı Mustafa Dede’nin kapısında arar. Bir gün Kızılırmak’ta tuttuğu balıkları bir söğüt dalına dizip Mustafa Dede’nin kapısına dayanır. Kapıyı onbeş yaşlarında bir delikanlı açar. Bu, şeyhin oğlu Hamdullah’dır.

Delikanlı sorar:

-Babam evde yok, hacetiniz ne idi?

Sipahi boyun büküp der ki:

-Balıkları babanıza hediye getirmiştim. Tazıma muska yazdıracaktım.

Hamdullah bakar ki balıklar taze:

-Ağam, gam çekmeyin. Muskayı ben de yazarım, babamdan ruhsatım var, der.

Muska yazılır, tazının boynuna asılır. Artık sipahinin tazısı şehzadenin tazılarına göz açtırmaz. Nerede bir av varsa, ilk önce sipahinin tazısı avlar. Bayezid’in emri ile tazı huzura getirilir. Bakar ki boynunda bir muska asılı, emreder açtırır.

Muskada şunlar yazılıdır:

Tamah ettim semeğe (balığa)
Muska yazdım köpeğe
Ya geçsin tazıları
Ya dayansın köteğe..

Şehzade Bayezid muskanın macerasını dinledikten sonra yazının güzelliğine hayran olur. Hamdullah ile tanışıp dost olurlar. Sultan Bayezid Han’ın 1481’de tahta çıkmak için İstanbul’a giderken yanında götürdüğü Hamdullah, zaman gelir hat sanatının en büyük üstadlarından Şeyh Hamdullah olur.

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : tazı, muska, tazıya, tazıya muska, tazıya muska yazmak, tazıya muska yazdırmak, yıldırım, beyazıt

Sultan Alparslan


12/8/2009 · Kategori: TARIH

1072’de Mâverâünnehir’de, Alparslan’a karşı isyan eden Melik Tekin’in, en yakın adamlarından ve bir kale komutanı olan Yusuf Harezmî yakalanarak huzura getirilmişti. Alparslan, serbest bırakılmasını istemiş; fakat âniden gelişen bazı beklenmedik tâlihsiz hâdiselerin etkisi sonucu Harezmî, Sultanın bir boşluğundan istifadeyle biranda saldırıp onu bıçaklamaya başlamıştı. Aldığı ağır yaranın etkisiyle bir müddet sonra vefat edecek olan Sultan Alparslan, bıçaklanmanın ardından etrafındaki adamlarına, ibret ve nasihat dolu şu son sözleri söylemişti: “Her ne zaman düşman üzerine azmetsem Allah-u Teâlâ Hazretlerinden yardım isterdim. Dün bir tepe üzerine çıktığımda askerimin çokluğundan, ordumun ağırlığından bana, ayağımın altındaki dağ çalkalanıyor gibi geldi. Kuvvetimle mağrur oldum. Kendi kendime “Ben dünyanın pâdişahıyım. Bana kim galebe edebilir!” dedim. Bugün, Cenâb-ı Hak en âciz bir kulu ile beni âciz kıldı!..”

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : Sultan Alparslan, sultan, 1072, büyük selçuklu, selçuklu devleti

ERGENEKON DESTANI


8/8/2009 · Kategori: TARIH

Ergenekon Destanı, Göktürkler'in türeyişini anlatan bir Türk destanıdır.

 
Göktürkler'in türeyişleriyle ilgili olarak tarihsel kaynaklarda yer alan destan. Farklılıklar taiıyan çeşitlemelerinde ortak nokta, Türkler'in bir kurttan türemiş oldukları destanıdır. eski bir çin kaynağında türeyiş söyle anlatılır: Göktürkler komşu bir ülkeye yenilirler, on yaşında bir çocuk dışında tüm topluluk yok edilir. Çocuğun el ve ayaklarını kesip bir bataklığa atarlar. Bir dişi kurt gelir,çocuğu besler. Çocuk büyüyünce dişi kurtla birleşir, kurt gebe kalır. Düşmanları onun yaşadığını öğrenince asker gönderirler. Kurt, çocukla birlikte bir dağın eteğindeki mağaraya sığınır, burada on oğlan doğurup büyütür. oğlanlar evlenince çoğalırlar, he birinden bir soy türer. göktürklerin başı olan Asena'nın kabilesi de bu soylardan biridir. Birkaç kuşak sonra mağaradan çıkar, Avarlar'a bağlanırlar. altay dağlarının eteklerine yerleşip juan-juanlar'ın demircileri olurlar. Cengiz İmparatorluğu ortaya çıkarken Göktürkler'in bu eski destanı Moğollar'a yakıştırılmıştır. Cengiz Han çağındaki ergenekon destanını XIII.y.y.'da moğol tarihçi Reşidettin, Cami üt-tevarih adlı farsça yapıtıyla yazıya geçirmiştir. Yazarın fsaneyi halk arasında yada Türk-Moğol halk şairlerinden derlediği kabul edilmektedir. Ergenekon adını taşıyan bu destan ilk şeklinden değişiktir. İslamiyet'in etkisiyle, kurttan doğan çocuk motifi kalkar ve destan Moğollar'a mal edilerek Cengiz'in soyu ile birleştirlir.

Destanda yer alan Demirci motifi, 5. y.y.'da juan-juanlar tarafından Altay'da maden ocaklarında çalıştırılırken ayaklandıkları ve kurtuldukları çin yıllıklarında yazılan bir türk boyunun tarihsel serüveniyle birleşir. Kişi adı olarak gösterilen Börteçine'nin moğolcada bozkurt anlamına gelmesi de ergenekon destanını en eski şekline bağlayan işaretlerdendir. 17.y.y.'da Hive hanı Ebülgazi Bahadır Han'ın, Reşidettin'den yararlanarak doğu türkçesiyle yazdığı Şerecere-i Türk'te destanın bir çeşitlemesi daha yer alır. Buna göre Moğollar'ın başında İl Han vardır. Tatarların başında da Sevinç Han bulunur. Moğollar çok kalabalık olduklarından bütün savaşlarda üstün gelirler. Sevinç Han, Kırgız Han ile daha başka hanlara armağanlar gönderir. Moğollar'dan öç almak üzere anlaşırlar. Hepsi birleşerek Moğollar'ın üzerine yürürler. On günlük bir savaştan sonra moğollar üstün gelirler. Sevinç Han beylerini toplayıp gizlice görüşür, Moğollar'ı ancak hile ile yeneceklerine kara verirler. Bütün çadırlarını kaldırıp kaçarlar. Moğollar güçsüzlükten kaçtıklarını sanarak bunları kovalarlar. Yinelenen çarpışmada Moğollar yenilirler; yetişkinler kılınçtan geçirilir, çocuklar tutsak alınır. Moğollardan dünyada iz kalmaz. Sevinç Han ülkesine döner. il Han'ın oğulları savaşta ölmüşlerdir; yanlız en küçükleri Kıyan hayatta kalmıştır. Kıyan ile İl Han'ın kardeşi oğullarından Nüküz de o yıl evlenmiştir. bunlar eşleriyle birlikte kaçarak at, öküz, koyunun bol olduğu bir bölgeye gelirler. Buradaki sürüleri alarak sarp bir dağdan geçen karla örtülü bir yolu izlerler. Ancak bir deve yada keçinin geçebileceği bir dar yoldan geçerler. Dağların kuşattığı elverişli bir alana yerleşirler. Buraya "Ergenekon" adını verirler. Dörtyüz yıl orada kalıp çoğalırlar; artık buaraya sığamayacaklarını anlayarak göbe karar verirler. Bir yol ararlar, bulamazlar. bir demirci dağda bir demir madeni olduğunu, onu eritirlerse yol bulabileceklerini söyler. Dağın geniş bir yerine bir kat odun, bir kat kömür yığarlar. Yetmiş deriden körükler yapıp, yetmiş yere kurarlar. hep birlikte körüklerler.Yüklü bir deve geçecek kadar yol açılır, dışarı çıkarlar. O günü bayram sayarlar. börteçine'nin önderliğinde eski düşmanlarıyla savaşırlar.Dörtyüz yıl sonra öçlerini alırlar. Destanda sadece kurt modifi ortadan kaldırılmıştır. Kurdun varlığı ancak son Hakanları Börteçine'nin (Bozkurt) adında yaşar. Ergenekon destanının en önemli yanı, Türkler'in demircilikle ilgisine yer vermesidir. maden işelemek, demirden silahlar yapmak Eski Türkler'in sanatıdır. Göktürklerin demirden bir dağ eritmeleri, bunu yapan kahramanlarını demirci sözüyle ölümsüzleştirmeleri bununla ilgilidir. Türkler'in Ergenekon'dan çıktıkları gün yıldönümü olarak kutlanır, bu törenlerde ocakta kızdırılmış demirler örs üzerinde dövülürdü.

Kaynak: Büyük Larousse Ansiklopedisi Cilt 6, sayfa 3764

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : ERGENEKON, DESTAN, TÜRK, DESTANLAR, TÜRK DESTANLARI, ERGENEKON DESTANI

« Önceki ::