4. MURAT HAN


21/4/2009 · Kategori: OSMANLI PADISAHLARI

Osmanlı Sultanlarının onyedincisi ve İslam halifelernin seksen ikincisi. 27 Temmuz 1612′ de İstanbul’ da doğan şehzade Murad, tam bir İslam terbiyesi ve ahlakı ile yetiştirildi. Enderun mektebindeki hocalarından hususi ders aldı. Genç Osman’ in başına gelen acı felaket ve yerine geçen amcası Mustafa Han’ ın kısa bir süre sonra tahttan indirilmesi üzerine, henüz on bir yaşında iken 10 Eylül 1623′ de Osmanlı tahtına çıktı. Eyyüp sultan hazretlerinin türbesinde hocası Aziz Mahmud Hüdai’ nin elinden kılıç kuşandı. Yaşı küçük olduğu için, devleti bilfiil idare edemiyeceği görüşü hakim olarak, annesi Mahpeyker Kösem Sultan saltanat naibesi tayin edildi.

 

Çok zeki ve seri anlayışlı ve hafızası kuvvetli olduğundan, yaşı ilerledikçe, devlet işlerine alakası artıyordu. Zaman zaman halkın içine girer değişik kıyafetlerle onların sohbetlerini dinlerdi. Halkın derdini halktan bir kimse olarak yerinde incelerdi. İnsanların kimden nasıl zarar gördüğünü, zulüm merkezlerini tek tek tesbit etti.

 

Diğer taraftan Sultan Murad’ ın saltanatının bu ilk devresinde, payitaht İstanbul ve anadolu‘ da asayişsizlik büyük ölçüde artmıştı. Abaza Mehmed Paşa’ nın çıkardığı isyan büyümüş ve bu karışıklıklar sırasında Bağdad İran kuvvetlerinin eline geçmiş bulunuyordu. Sadrazam olan Hüsrev Paşa’ nın azlini bahane eden yeniçeriler ve sipahiler ayaklanarak saraya yürüdüler ve yeni sadrazam Müezzinzade Hafız Ahmed Paşa’ yı öldürdüler (1632). Bundan sonra zorbaların zoru ile sadrazam olan Receb Paşa döneminde İstanbul’ da karışıklıklar günlerce sürdü. En küçük bir olayda Receb Paşa’ nın tahriki ile harelete geçen zorbalar yeni kaleler istiyorlardı.

 

Nihayet yirmi yaşını dolduran ve vücutça çok kuvvetli, demir pençeli ve gözü pek bir yiğit olan genç Padişah, 18 Mayıs 1632′ de huzuruna çağırdığı Receb Paşa’ ya:
Gel beru topal zorbabaşı. Bre mel’un abdest al! dedikten sonra “Şu hainin tiz başını kesin” diyerek öldürttü ve devlet idaresini eline aldı. Bundan sonra yeniçerileri ve sipahileri itaat altına alarak kendisine bağlılık yemini ettiren Sultan, tütünü ve alkollü içkileri yasakladı. Kahvehaneleri, meyhaneleri kapattı. Zorbaları ve emrine karşı gelenleri şiddetle cezalandırdı. Memleketin her tarafına huzur ve asayiş geldi.

 

Dördüncü Murad Han, daha sonra ordusunun başına geçerek hükümdarlığının ilk yıllarında kaybedilen toprakları geri alma teşebbsüne geçti. 1634 baharında Lehistan seferine çıktı ise de Lehliler derhal Padişah’ ın şartlarını kabul ederek bir anlaşma yapmaya muvaffak oldular. 1635′ de İran seferine çıkan Sultan, Revan ve Hoy kalelerini aldıktan sonra, Tebriz’ e girdi. Ertesi yıl en büyük arzusu olan Bağdat’ ın fethi için tekrar İran üzerine sefere çıktı. Şehir kuşatılıp, Padişah’ a İmam-ı a’zam’ ın türbesini ziyaret etmesi teklif edildiğinde; “Bağdat, sapıkların pis ayaklarıyla kirlenirken, gidip o yüce imamı ziyaretten haya ederim” cevabını verdi. Şiddetle cereyan eden çarpışmalar sonunda muharebenin 39. günü Bağdad fethedildi. Müslümanların en mübarek makamlarından olan İmam-ı a’zam’ ın türbesini zitaret eden Padişah, kurbanlar kestirip, içerisini ipek halılar, kıymetli şallar ve altın, gümüş murassa kandillerle süsletti. Ertsi yıl İran’ la Kasr-ı Şirin antlaşması imzalanmış ve bu antlaşma ufak değişikliklerle günümüze kadar devam etmiştir.

 

Sultan dördüncü Murad Han, İran seferinin üzerinden çok geçmeden daha önce yakalamış olduğu Damla hastalığının ilerlemesi üzerine kurtulamıyarak 8/9 Şubat 1640 günü henüz 28 yaşında iken vefat etti.

Murad Han, çok kuvvetli olup, kılıç, ok, harbe ve başka silahları kullanmakta usta idi. Güçlü bir iradeye ve hafızaya sahip bulunuyordu. Arapça ve batı dillerine hakimdi. İlmi ve ilim adamlarını çok sever, fırsat buldukça ilim meclislerine gider, onları teşvik ederdi. Tahta geçtiğinde bomboş olan hazinede vefatında on beş milyon altın olup, gümüş paranın haddi hesabı yoktu. İç huzura o kadar önem verirdi ki, zamanında halk büyük bir rahatlık ve emniyet içinde yaşamıştır. Son derece adil olan sultan, din ve devletin menfaatine ters düşen en küçük hataları bile affetmedi. Dedesi Yavuz Sultan Selim Han gibi o da Hırka-i saadet dairesinde Kur’an-ı kerim okurdu. Dördüncü Murad Han’ ın müspet icraatları, devlete asrın sonuna kadar devam edecek bir azamet kazandırmıştır.

(2. Kaynak)

IV. Murat, (Osmanlı Türkçesi: مراد رابع Murād-i rābi‘)(d. 27 Temmuz 1612-ö. 8 Şubat 1640) 17. Osmanlı padişahıdır. 1623 ile 1640 yılları arasında hüküm sürmüştür. I. Ahmet’in Kösem Sultan‘dan olan oğludur. Amcası I. Mustafa’nın yerine 11 yaşında tahta geçmiştir. Ölümüne şahit olduğu Genç Osman’nın etkisinde kalmıştır.

 

Yenilik yanlısı bir padişahtı. Kişisel yapısı güçlü, yakışıklı aynı zamanda çok çabuk sinirlenen birisiydi. Tahta geçtiğinde hazine boş idi. Ancak kendisi devlet işlerini düzene sokarak hazineyi ağzına kadar doldurmuştur. Fiziki yapısı itibariyle çok güçlü idi. 200 okkalık (yaklaşık 260 kg) gürzleri tek eliyle dahi rahatlıkla kaldırabildiği, hızla giden bir attan diğer bir ata atlayabildiği ve attığı okun tüfek mermisinden uzağa düştüğü kaynaklarda yazılıdır. Babası I. Ahmet’in Sultanahmet Camii’ndeki türbesine defnedilmiştir.

 

Yaşamı

 

İlk yılları

 

Saltanatının ilk yıllarında devleti annesi Kösem Sultan ve Sadrazam Kemankeş Ali Paşa yönetmiştir. Bu dönem karşıklık içinde geçmiştir. Erzurum’da Abaza Mehmet Paşa, Bağdat’ta Bekir Subaşı ayaklanmıştır. Bu durumdan faydalanan Safeviler Irak’ı ve Doğu Anadolu‘yu ele geçirmiştir. IV. Murat yirmi bir yaşından sonra ülkeyi kendi başına yönetmeye başlamıştır.

 

Yönetimi

Yönetimi ele aldıktan sonra ilk işi ülkedeki yolsuzluklara ve ayaklanmalara karşı mücadele etmek oldu. İstanbul’da İçki içilen yerleri ve kahveleri kapattı. Tütünü yasakladı. Bu yasaklara uymayanların öldürülmesini emretti. Geceleri kılık değiştirerek İstanbul’da teftişlere çıktı ve bu teftişler sırasında yasaklara uymayanları öldürttü. Bu yolla asayişi sağladı.

 

Askeri başarıları

IV. Murat muharebe alanında ordularına kumandanlık yapan son Osmanlı padişahıydı. 1635′de Safevilere karşı Revan seferine çıktı. Kars’ı geçerek Revan’ı kuşattı. On gün sonunda kale komutanı teslim oldu. Daha sonra Tebriz’i ele geçirdi. 1638′de büyük bir ordu ile Bağdat seferine çıktı. Kırk bir gün süren bir kuşatmadan sonra şehri ele geçirdi. 1639 yılında İstanbul’a dönmek için yola çıktı. Sadrazam Kemankeş Kara Mustafa Paşa İran elçisiyle Kasr-ı Şirin Antlaşması’nı imzaladı. Bu dönemde dört kardeşinin üçünü öldürttü.

 

Ölümü

IV. Murat 1640 yılında 27 yaşında kimi kaynaklara göre damla hastalığından, kimilerine göreyse sirozdan ölmüştür.

 

Popüler Kültürde IV. Murat

* Yönetmenliğini Mustafa Altıoklar’ın yaptığı İstanbul Kanatlarımın Altında (1996) filmi IV. Murat döneminde geçmektedir. IV. Murat’ı Burak Sergen canlandırmıştır.
* TRT yapımı IV. Murat (1980) adlı tv dizisinde Cihan Ünal tarafından oynandı.

 

Döneminin olayları

Hezarfen Ahmet Çelebi, O’nun zamanıda yaşamış ve İstanbul’un Avrupa yakasından Asya yakasına kanatla uçmuş ve bu alanda dünyada bir ilk olmuştur. Yine Lagari Hasan Çelebi de o zamanda yaşamış ve tarihin kaydettiği ilk roketi icad etmiştir. Dünyanın ilk denizaltısı da yine IV. Murat zamanında Osmanlılar tarafından yapılmıştır.

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : 4. MURAT HAN, 4. MURAT

2. OSMAN ( GENÇ)


21/4/2009 · Kategori: OSMANLI PADISAHLARI



    Osmanlı sultanlarının on altıncısı ve islam halifelerinin seksenbirincisi. 1604 senesinde İstanbul’da doğdu. İyi bir eğitimle yetiştirildi. Arabça, Farsça, Latince, Yunanca, İtalyanca gibi doğu ve batı dillerini öğrendi. Kuvvetli bir edebiyat, tarih, coğrafya ve atematik tahsili gördü. 26 Şubat 1618 günü babasının yerine tahta geçen amcası birinci Mustafa Han’ın rahatsızlığı yüzünden tahtı bırakmaya mecbur olması üzerine Osmanlı sultanı oldu.

 

İkinci Osman’ın tahta çıkışının ilk aylarında İran ile barış andlaşması imzalanarak harbe son verildi. Böylece doğu sınırını emniyet altına alan Genç Osmanlı sultanının hedefi memleketi 1617′den beri uğraştıran Lehistan mes’elesini halletmekti. Bu sırada Boğdan voyvodası Gratiani de Osmanlı‘ya karşı cephe almıştı. İhaneti üzerine azledilen Gratiani Lehistan’a sığındı ve büyük destek gördü. Bu devletten aldığı 50-60 bin kişilik bir kuvvetle Osmanlı topraklarına saldırdı. Ancak Özi beylerbeyi olan İskender Paşa, süratle harekete geçip bu kuvvetleri Turla nehrini geçerken imha etti. Düşman ordusundan 120 top ile arabalar dolusu zahire ganimet olarak alındı.

 

Diğer taraftan Sultan Osman, Lehistan’ı ele geçirip, Baltık denizine çıkmak, orada bir donanma kurarak, Atlas Okyanusuna geçip Avrupa hıristiyanlığını, hem Akdeniz, hem okyanus donanmalarıyla çember içine almak gayesiyle 21 Mayıs 1621′de Cuma namazı kıldıktan sonra sefere çıktı. 1 Eylül 1621′de Hotin önüne varıldı ve kale derhal kuşatma altına alındı. Ancak 35 gün devam eden muharebelerde kale bir kaç defa düşme durumuna geldi ise de yeniçerilerin itaatsizliği ve devlet adamları arasındaki geçimsizlikler, kesin neticenin elde edilmesine mani oldu. Ancak nogay tatarlarının beyi Kantemir Mirza ile Kırım hanının oğlu Nureddin, Lehistan içlerine kadar akınlarda bulunarak pek çok ganimetle döndüler. Neticede kış mevsiminin gelmesi üzerine Lehistan’la barış yapılarak geri dönüldü.

Lehistan seferinde tam muvaffakiyet elde edemeyen Sultan, bunun sebebinin askerlerinin gayretsizliği olduğuna inanıyor ve bazı ıslahatlar yapmak istiyordu. Kapıkulu ocaklarını kaldırarak, yerine Anadolu, Suriye ve Mısır Türklerinden müteşekkil, sadece askerlikle uğraşan, padişahın emirlerine itaat eden bir ordu kurmak istiyordu. Aynı zamanda saray, harem ve ilmiyye teşkilatlarında da esaslı değişiklikler düşünüyordu. Ancak onun bu ıslahat fikirlerine kapıkulu ocakları açıkça karşı çıkıyor, ilmiyye sınıfı da çekimser davranıyordu. Nitekim Padişahın hacca gitme arzusunu bahane eden yeniçerilerle sipahiler ayaklandılar. Öncelikle Padişah’ın hacca gitmekten vazgeçmesi isteğiyle başlatılan isyan, daha sonra bazı devlet adamlarının kellesinin istenmesiyle büyüdü. Neticede Sultan Osman Han’ın hal’i ve Sultan Mustafa’nın ikinci defa tahta geçirilmesiyle son buldu.

 

İsyan sırasında Sultan Osman Han’ı ele geçiren caniler, reva gördükleri ağır ve kötü sözlerle Orta Cami’e götürerek orada hapsettiler. Genç Padişah’ın maruz kaldığı hakaretin haddi hesabı yoktu. Yaptıkları eza ve cefa onu boynu bükük ve perişan bir hale koymuştu. İkinci Osman Han, kendisine eziyet eden ocak ağalarına karşı ağlayarak; “Dün sabah Padişah-ı cihan idim, şimdi uryan kaldım; merhamet edip halimden ibret alın;dünya size dahi kalmaz; hangi padişahın kulları padişahlarına bu ihaneti ettiler” diyerek yalvardı ise de, bu sözlerin caniler üzerinde hiçbir te’siri olmadı.

Daha sonra yedikuleye getirilen İkinci Osman Han’a karşı vezir-i azam Davud Paşa’nın tertibiyle on bir cellat saldırdı. Genç Osman, güçlü kuvvetli olduğundan bunlarla uzun müddet boğuştu ise de, içlerinden birisinin omuzuna vurduğu bir balta darbesi ile yere yıkıldı ve boğularak şehid edildi.(20 Mayıs 1622).

 

Sultan İkinci Osman Han, heybetli, yüksek himmet sahibi, yiğit, fevkalade iyi bir binici, silah ve harp aletlerini kullanmakta pek mahir bir padişah idi. Şeceat ve binicilikte akranı pek az olup, güzel tavırlı idi. Gençliğinin en parlak günlerinde tahta çıkıp, tecrübeli, akıllı ve sadık bir yakınına malik olmayışı, kendisine bu hazin sonu hazırlamıştır. Zira yapmayı düşündükleri uzun zaman isteyen ve ancak yetişmiş bir kadro ile mümkün olabilirdi. Sultan Genç Osman dini ilimler yanında fenni ilimleri de tahsil etmişti.Ayrıca Farisi mahlasıyla yazdığı şiirlerinin toplandığı bir divanı vardır.

(2. Kaynak)

II. Osman (Genç Osman), (d. 3 Kasım 1604, İstanbul – ö. 20 Mayıs 1622, İstanbul). 16. Osmanlı padişahıdır.

 

Babası I. Ahmed, annesi Mahfiruz Haseki Sultandır. Mahfiruz Haseki Sultan Rum’dur. Sultan Genç Osman 14 yaşında iken, amcası Sultan Birinci Mustafa’nın tahttan indirilmesi üzerine Osmanlı tahtına oturdu. Annesi onun yetişmesi için çok titiz davrandı. Sultan Genç Osman iyi bir terbiye ve tahsil gördü. Arapça, Farsça, Latince, Yunanca ve İtalyanca gibi doğu ve batı dillerini klasiklerinden tercüme yapabilecek kadar güzel öğrendi. Genç Osman zeki, enerjik, atılgan, cesur ve gözüpek bir padişahtı.

 

Sultan Genç Osman, Fatih Sultan Mehmed devrine kadar yapıldığı gibi saray dışından, Şeyhülislam Es’ad Efendinin ve Pertev Paşa’nın kızları ile evlendi. Yavuz Sultan Selim devrinden itibaren padişah saray dışından evlenmediği için bu davranış önemli bir değişiklik oldu. Kendisine planlarını uygulayacak bir sadrazam bulamadı.

 

Tarihte eşine az rastlanır bir şekilde tahtan indirilerek, Yedikule zindanlarında boğularak öldürülen Sultan Genç Osman, babası Sultan Birinci Ahmed’in Sultanahmet Camii’nin yanındaki türbesine defnedildi. Tahta çıkar çıkmaz devlet erkanı içindeki üst düzey yetkilileri değiştiren, müderris ve kadıların atanma yetkilerini şeyhülislamdan alan Sultan Genç Osman çok yenilikçi bir padişahtı.

 

İran ilişkileri

Sultan Genç Osman tahta çıktığı sırada Sadrazam Halil Paşa, İran seferindeydi. Osmanlı ordusu Pul-i Şikeste’de yenilmesine rağmen, İranlılar, mukaddes saydıkları Erdebil şehrinin Osmanlılar’ın eline geçme ihtimali üzerine barış istediler. Serav sahrasında, daha önce iki devlet arasında imzalanan Nasuhpaşa antlaşması baz alınarak imzalanan Serav Antlaşması’yla barış tekrar sağlandı. (26 Eylül 1618).

 

İtalya ve Akdeniz seferi

Halil Paşa komutasındaki Osmanlı donanması 1620 yazında Akdeniz seferine çıktı. İstanbul’dan ayrıldıktan sonra Navarin’e gelen donanma, buradan da kuzeye, Adriyatik’e doğru yöneldi. Dıraç’da iki İtalyan gemisini ele geçirdikten sonra İtalya’ya asker çıkardı ve İspanyollara ait olan liman şehri Manfredonia’yı işgal etti.

 

Lehistan (Polonya-Litvanya) Seferi

Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında bir dostluk mevcuttu. Dinyester ırmağı iki ülke arasında sınır oluşturuyordu. Osmanlı-Avusturya savaşlarında Lehistan ilişkileri gerginleştiyse de barış bozulmamıştı. Fakat askeri birliklerin geçimini Lehistan’a yaptığı akınlarla sağlayan Kırım Hanı, barışa aykırı hareket ediyordu. Bunun yanı sıra Lehliler Boğdan işlerine müdahaleden geri kalmadıkları gibi, Boğdan’a ait Hotin kalesini işgal etmişlerdi (1617). Ayrıca Eflak ve Erdel’in içişlerine müdahale etmeye devam ediyorlardı. Bu olaylar üzerine Sultan Genç Osman, kendisine yapılan muhalefetlere rağmen Lehistan seferine karar verdi. Bu arada Özi Beylerbeyi İskender Paşa komutasındaki birlikler, Purut kıyısında bulunan Yaş’ta, Lehlileri bozguna uğratmıştı (20 Eylül 1620).

 

Sultan Genç Osman, 1621 yılının Nisan ayında Lehistan Seferine çıktı. Lehler yeni ve daha büyük bir ordu meydana getirme çabasındaydılar. Avusturya’dan yardım alarak ordularını takviye ettiler. Osmanlı Ordusu 2 Eylül 1620′de Hotin önlerine geldi. Kale kuşatıldı ve Hotin kalesi önlerinde yapılan meydan savaşında, düşman siperlerinin ele geçirilememesi, askerlerin şevk ve heyecanını oldukça yıprattı. Yeniçerilerin de kendilerini tam olarak savaşa vermemeleri, bu savaşın kesin bir netice ile sonuçlanmamasına yol açtı. Lehistan elçilerinin savaşa kendilerinin neden olduklarını bildirmesi üzerine Hotin Antlaşması yapılarak sefere son verildi (29 Eylül 1621). Antlaşmaya göre Lehler ve Osmanlılar birbirlerinin topraklarına saldırmayacak Lehistan eskiden olduğu gibi Kırım Hanına 40.000 düka altın verecekti.

 

Yenilik hareketleri

Sultan Genç Osman, Lehistan seferindeki başarısızlığının sebebi olarak askerin gayretsizliğini görüyordu. Askeri alanda bazı yenilikler yapma fikri böylece gelişti. İşe Kapıkulu Ocakları ile başladı. Yaptırdığı sayımda, asker sayısının maaş defterindeki kişi sayısından az olduğunu anlayınca fazladan para vermeyi kesti. Bu durum da, daha önce fazladan gelen paraları kendi ceplerine atan zabitlerin, Sultan Genç Osman’a düşman olmalarına yol açtı.

 

Sultan Genç Osman; her şeyin farkındaydı, ancak tecrübesiz olması yüzünden istediği yenilikleri yapamıyordu. Anadolu, Mısır ve Suriye’deki Türk ve Türkmenlerden oluşacak yeni bir ordu kurmak istiyordu. Aynı zamanda saray, harem ve ilmiye teşkilatlarını yeniden kurmak, yeni kanunlar çıkarmak gibi yenilikçi düşünceleri de vardı. Kapıkulu Ocakları bu durumdan rahatsızdı ve bunu belli etmekten kaçınmıyorlardı. Şeyhülislam Es’ad Efendi’nin başında bulunduğu ilmiye sınıfı ise fikir belirtmiyordu.

 

Sultan Genç Osman’ın Haleb, Erzurum, Şam ve Mısır beylerbeylerine asker yazdırmak için gizli bir irade gönderdiğinin sarayda adamları olan yeniçeriler tarafından öğrenilmesi, bardağı taşıran son damla oldu. Sultan Genç Osman asker toplamak için Anadolu‘ya bizzat kendisi gitmek istiyordu. Bu arada İstanbul’a, Dürzi lider Maanoğlu Fahreddin’in Lübnan’da bir isyan çıkardığı haberi geldi. Sultan Genç Osman bunu bir fırsat bilerek, isyanı bastırmak için Anadolu‘ya gideceğini söyledi. Ancak Sadrazam Dilaver Paşa ve Şeyhülislam Es’ad Efendi, koskoca padişahın küçük bir isyan için Anadolu‘ya gitmesine gerek olmadığını söyleyerek, Sultan Genç Osman’ın Anadolu‘ya geçmesini engellemeye çalıştılar. Başka bir çaresi kalmayan Sultan Genç Osman, hacca gideceğini ilan etti. Daha önce hiçbir padişah hacca gitmemişti. Sadrazam Dilaver Paşa ve Şeyhülislam Es’ad Efendi çok uğraştılarsa da Sultan Genç Osman fikrinde kararlıydı. Padişahın geçeceği güzergah üzerindeki vilayetlerin beylerbeyleri haberdar edildi ve hazırlık yapmaları istendi. Sultan Genç Osman’ın yanında 500 yeniçeri ve sipahi olacak, geri kalan asker İstanbul’un korunması için İstanbul’da kalacaktı. Sadrazam, defterdar, nişancı, rikab ümerası, gedikliler, 40 müteferrika ve 40 divan katibi hac kafilesinde yer alıyordu.

 

Genç Osman’ın ölümü

Padişah otağının Üsküdar’a kurulacağı günden bir gün önce Yeniçeriler Süleymaniye’de toplandılar. Ayaklanan yeniçeriler saraya girip bazı devlet adamlarını öldürdüler. Yeniçeri ve sipahileri ikna etmek isteyen Sultan Genç Osman, yeniçeri ağalarını merhamete getirmeye çalıştı. Ancak bunda başarılı olamadı. Yerine amcası Sultan Birinci Mustafa ikinci kez tahta çıkarıldı. İsyancılar o an için Sultan Genç Osman’ı öldürülmesini düşünmüyorlardı. Ancak Sultan Genç Osman’ın ne kadar dirayetli bir padişah olduğunu bilen isyanın elebaşları padişahın Yedikule zindanlarına götürülüp orada öldürülmesini istediler. Sultan Genç Osman sekiz tane cellata kahramanca karşı koymasına rağmen boğularak öldürüldü.

 

Sultan Genç Osman’ın naaşı, ertesi gün Sultanahmet Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra Sultan Ahmed Camii’nde babasının türbesine defnedildi. Sultan Genç Osman’ın öldürülmesi Anadolu‘da bazı isyanların çıkmasına sebep oldu. Osmanlı halkı padişahın öldürülmesini hiçbir zaman hazmedemedi. Sultan Genç Osman, gençliğinin en güzel günlerinde tahta çıkmış ve hep milletinin iyiliği için çalışmış, azim ve irade sahibi bir padişahtı. Ancak gençliği ve tecrübesizliği kendisine bu hazin sonu hazırladı.

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : 2. OSMAN, GENÇ OSMAN,

1. MUSTAFA HAN


21/4/2009 · Kategori: OSMANLI PADISAHLARI



    Osmanlı Padişahlarının on beşincisi ve islam halifelerinin seksenincisi. 1591 senesinde Manisa’da doğdu. Her şehza- de gibi iyibir eğitim gördü. Ağabeyi Birinci Ahmed Han’ın vefatı üzerine 22 Kasım 1617′de ilk defa ekberiyet kaidesine göre yani hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta çıkarıldı.

Sultan Mustafa Han, devlet mes’eleleri ile ilgilenmediğini ifade ederek saltanatı kabul etmedi ise de bu hal devlet erkanınca göz önüne alınmadı. Ancak çok geçmeden devlet işlerinde Sultan‘ın yabancı kalması ve işlerin karışması üzerine devlet adamları durumun böyle devam edemeyeceğini anlayıp hal’ine fetva aldılar. Nitekim tahta geçtikten doksanaltı gün son- ra 26 Şubat 1618 günü Sultan Mustafa’yı tahttan indirerek yerine Genç Osman’ı çıkardılar.

 

Ancak yenilik tarafdarı olmayanların tahrikleri neticesinde isyan eden yeniçerilerin 19 Mayıs 1622′de Genç Osman’ı tahttan indirmeleri, Sultan Mustafa’nın ikinci defa tahta geçirilmesine yol açtı. Bu sırada Sultan Osman Han’ın vezir-i a’zam Kara Davud Paşa tarafından şehid ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. Sultan Mustafa Han, Davud Paşa’yı azlederek yerine Mere Hüseyin Paşa’yı getirdi ise de, isyanlar son bulmadı. Erzurum beylerbeyi Abaza Mehmed Paşa başkaldırarak, bölge- sindeki yeniçerilerin bir kısmını öldürttü. Genç Osman’ın intikamın alacağım diye and içen Abaza, İstanbul’a gelmek için yola çıktı. Bursa’yı muhasara etti ise de alamadı. Kış geldiği için Niğde’ye çekildi. Anadoludaki isyanlar ve Genç Osman’ın şehid edilmesi olayına adı karışan sipahiler, halk nezdinde kazandıkları nefreti silmek için bir divan toplantısı sırasında ayaklanarak Sultan Osman Han’ın katillerinin bulunmasını istediler. Bunun üzerine Kara Davud Paşa ve Kalenderoğlu denilen kişiler yakalanarak idam edildiler.

Diğer taraftan Osmanlı Devleti’nin iç karışıklıklarından istifade etmek isteyen Lehistan kazakları, daha önce imzalanan andlaşma şartlarına uymayarak şayka adı verilen yüzelli civarında küçük gemi ile Osmanlı kıyılarına saldırdılar. Kazakların üze- rine gönderilen Karadeniz serdarı Damad Recep Paşa, kazakları takibederek Rilgra önünde bir çok gemilerini batırdı ve 21 gemiyi zaptederek, beşbin esir ile İstanbul’a döndü.

 

İstanbul’daki karışıklıklar ve Anadolu‘da meydana gelen isyanlar Osmanlı Devleti’nin başında daha kudretli, azimkar ve zeki bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Bu sebepşe 1623′de sadarete getirilen sadrazam Kemankeş Ali Paşa, Şeyhülislam Yahya Efendi ve diğer devlet erkanı toplanarak Sultan Mustafa’nın artık makam-ı saltanatta kalmaması gerektiği hususunda karara vardılar. Nitekim verilen fetva ile 10 Eylül 1623 günü Sultan Mustafa ikinci defa tahttan indirildi ve yerine dördüncü Murad Han geçti.

 

Sultan Mustafa Han, zayıf ve narin vücudlu olup, yüzü her zaman solgun ve üzüntülü bir görünüşü vardı. Son derece dindardı. Sık sık türbeleri ziyaret eder ve çokça sadaka dağıtırdı. Saraydaki hayatını ibadet içinde, dini eserler ve Kur’an-ı Kerim okuyarak geçirmiştir. Sultan Mustafa Han, saltanatta gözü olmadığı için her iki defaki hal’inde de en küçük bir memnuni- yetsizlik göstermemiş ve tahttan sevinçle inmiş ve devlet işlerini ehline teslim etmekten geri kalmamıştır.

20 Ocak 1639 günü Topkapı Saray’ında vefat eden Sultan Mustafa Han, Ayasofya Camii karşısındaki türbesine defn edildi.

(2. Kaynak)

I. Mustafa, (d. 1592, Manisa – ö. 20 Ocak 1639, İstanbul). 15. Osmanlı padişahıdır.

 

Babası Sultan III. Mehmet’tir. Annesinin ismi bilinmemektedir. Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğula geçmesi kuralını bozarak kardeşinin arkasından tahta çıkmış olan padişah olması özelliğini taşır. İki ayrı defa padişahlık yapmıştır.

 

Kösem Sultan‘ın, eşi I. Ahmet’i etkileyerek kayınbiraderi I. Mustafa’nın hayatta kalmasını sağladığı söylenir. I. Ahmet öldüğünde en büyük oğlu (Mahfiruz Hadice Sultan‘dan doğma) II. Osman Genç Osman 13 yaşında olduğu için, hanedanın en kıdemli erkek üyesi olması bakımından, I. Mustafa’nın tahta çıkarılmasına karar verildi. Osmanlı Padişahları’nın on beşincisi olan I. Mustafa, her şehzade gibi iyi bir eğitim gördü. Sultan I. Mustafa ağabeyi Sultan Ahmed Han’ın vefatı üzerine 22 Kasım 1617′de hanedanın en yaşlı mensubu olarak tahta geçti. I. Mustafa devlet meseleleri ile ilgilenmediğini ifade ederek saltanatı kabul etmediyse de bu hal, devlet erkânı tarafından göz önüne alınmadı. Ancak gerçekten I. Mustafa devlet işleri ile ilgilenmeyip, devlet işlerini ehline teslim etmek istedi. Nitekim tahta çıktıktan 96 gün sonra 26 Şubat 1618 günü tahttan indi, yerine II. Osman geçti. Ancak yenilik taraftarı olmayanların tahrikleri neticesinde isyan eden yeniçerilerin 19 Mayıs 1622’de II. Osman’ı tahttan indirmeleri, Sultan Mustafa’nın yeniden ikinci defa tahta çıkmasına yol açtı. Bu sırada sultan II. Osman Han’ın veziriazam Kara Davut Paşa tarafından şehit ettirilmesi büyük karışıklıklara sebep oldu. I. Mustafa, Davut Paşa’yı azletti ancak isyanlar durmadı. İstanbul’daki karışıklıklar ve Anadolu’da meydana gelen isyanlar, Osmanlı Devleti’nin başında devlet işlerinden anlayan ve bunu yapmak isteyen bir padişahın bulunmasını gerekli kılıyordu. Şeyhülislâm Yahya Efendi ve devlet erkânı, I. Mustafa’nın yerine IV. Murad’ın geçmesi konusunda karara vardı.

 

I. Mustafa, zayıf ve narin bir yapıya sahipti. Sık sık türbe ziyaretleri yapar, çokça sadaka dağıtırdı. Sarayda Kur’ân-ı Kerim eğitimi alır, dînî eserler okurdu. I. Mustafa saltanatta gözü olmadığı için tahttan sevinçle inmiş, en küçük memnuniyetsizlik göstermemiştir. Bazı kaynaklarda “Deli Mustafa” olarak da geçen Sultan Mustafa, deli değildi. Deliliğine delil olarak gösterilen sarayın havuzundaki balıklara altın para atması olayının arkasındaki gerçek ise başkaydı. Sultan Mustafa’nın havuzdaki balıklara altın atmasının sebebi bunu, saraydaki hizmetkârlara sadaka vermenin bir yolu olarak benimsemiş olmasıydı. Kısa bir süre sonra bu nedenle ulema, asker ve devlet erkanının ittifakı ile tahttan indirildi ve yerine 14 yaşındaki yeğeni ve bir önceki Sultan I. Ahmet’in en büyük oğlu olan II. Osman (Genç Osman) tahta geçirildi. Ama 4 yıl sonra Genç Osman’ın da tahttan indirilip öldürülmesiyle bir kez daha tahta çıkarıldı.

 

I. Mustafa 1.5 yıl daha hüküm sürdükten sonra 10 Eylül 1623 tarihinde şeyhülislam fetvası ile tekrar tahttan indirildi. I. Mustafa’nın kendi erkek çocuğu yoktu. Yerine 11 yaşındaki diğer yeğeni ve Kösem Sultan‘ın oğlu olan IV. Murat geçirildi. Sultan I. Mustafa tahttan indirildikten sonra 16 yıl daha yaşadı. 20 Ocak 1639 günü Topkapı Sarayı’nda vefat etti. Ayasofya Camiinde Roma döneminde vaftizhane olarak kullanılan yapıya defnedilmiştir.

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : 1. MUSTAFA HAN, 1. MUSTAFA

1. AHMED HAN


21/4/2009 · Kategori: OSMANLI PADISAHLARI



    Osmanlı padişahlarının on dördüncüsü, islam halifelerinin yetmişdokuzuncusu.Babasının Saruhan Valiliği sırasında, 1590′da Manisa’da doğdu. Beş yaşından itibaren sıkı bir talim ve terbiyeye tabi tutuldu. Arabça ve farsça’yı mükemmel bir şekilde öğrendi. Ok atmak, kılıç kullanmak, ata binmek gibi savaş ve askerlik eğitiminde fevkalade maharet kazandı.Babası Üçüncü Mehmed Han’ın vefatı üzerine 1603 yılında henüz 14 yaşında iken Eyyüp Sultan‘da kılıç kuşanarak padişah oldu.

Birinci Ahmed Han, tahta cülus ettiği zaman devlet, İran ve Avusturya ile harp halinde idi. Ayrıca uzun süren sa- vaşlar sonunda ülke içinde asayişsizlik artmış ve çevrelerine otuz-kırk bin kişilik bir kuvvet toplamayı başarabilen cela- liler, devletin başına bela kesilmişdi.

 

Ağustos 1604′de sadarete ve Avusturya seferi serdarlığına tayin olunan Lala Mehmed Paşa, Serhad boylarında ün yap- mış bir kumandandı. Derhal harekete geçerek bir zamanlar Avusturyalılara terkedilen Peşte’yi ve Hatvan’ı, sonra karadan ve denizden muhasara ettiği bir Macar kalesi olan Vaç’ı geri aldı. 1605′de tekrar sefere çıkan Lala Mehmed Paşa, Padişah’ın em- ri üzerine Estergon üzerine yürüdü ve 35 günlük bir muhasaradan sonra kale fethedildi. Estergon’un düşmesi üzerine Avusturya barış istedi. 1606′da Avusturya cephesine gönderilen sadrazam Kuyucu Murad Paşa, savaşa son vererek Zitvatorok andlaşmasını imzaladı.

Batıda zafer kazanılıp barış sağlanırken, doğuda İran cephesipek iç açıcı bulunmuyordu. Revan kalesi tamamen Şah Abbas’ın eline geçmişti. İran seferi serdarlığına getirilen Çağalazade Sinan Paşa, yollarda yiyacak temininin güçleşmesi ve yeniçerilerin aşırı serkeşlikleri yüzünden istediği neticeyi elde edemedi. Çağalazade’nin başarısızlığı ve daha sonra ölümü (Kasım 1605) üzerine Anadoluda’ki celali isyanları da gittikçe büyüdü. Tavil Ahmed, Canbolatoğlu,Kalenderoğlu,Yusuf Paşa ve Muslu Çavuş adındaki şakiler Anadolu‘yu kana boyamışlardı. Ahaliyi içine düştüğü sıkıntıdan kurtarmak isteyen Ahmed Han, Ku- yucu Murad Paşa’yı Celaliler üzerine gönderdi. Murad Paşa 1607′de Canbolatoğlunun kalabalık ordusunu bozguna uğrattı. 1608′ de Göksun yaylasında Kalenderoğlu’nu yenerek celalileri Anadolu ve Kuzey Suriye’den çıkardı.

Kuyucu Murad Paşa, Anadolu‘yu celali gailesinden kurtardıktan sonra, İran işini ele aldı. Tebriz’e kadar ilerleyen Murad Paşa sefer mevsiminin geçmesi ve Şah’ında barış istemesi üzerine Diyarbekir’e döndü. Görüşmeler sürerken Murad Paşa vefat etti. Yerine geçen Nasuh Paşa zamanında Osmanlı-İran barışı gerçekleşti. Ancak İran’ın barış şartlarını yerine getirme- mesi üzerine tekrar başlayan savaş, Birinci Ahmed Han’ın 1617′de vefatına kadar devam etti.

 

Birinci Ahmed Han ellibir gün süren mide hastalığından sonra, henüz 28 yaşında iken vefat etti. Dindarlığı ve insan- lara merhameti ile tanınan Sultan Ahmed Han, bilhassa Mekke ve Medine’ye sayısız hayırlı hizmetler yaptı. O zamana kadar Mı- sır’da dokunan Kabe-i Muazzama’nın örtülerini İstanbul’da dokuttu. Kabe için altın oluklar yaptırdı. Zemzem Kuyusu için de- mirden bir kafes yaptırıp suyun bir metre altına yerleştirdi. Böylece kuyuya düşen müslümanların boğulması önlendi. Diğer yaptığı hayırlı hizmetlerin başında bugün yerli ve yabancı herkesin hayran kaldığı Sultan Ahmed Camii gelmektedir. Bu caminin temelini hocası Aziz Mahmud Hüdai hazretleri atmıştır.

 

Sultan Ahmed Han ceddi Yavuz Sultan Selim gibi son derece sade giyinirdi. Her fırsatta halk arasında dolaşır ve dert- lerini dinlerdi. Memlekette otorite boşluğundan ortaya çıkan serkeşlikleri, derin ve ileri görüşü ile seçtiği ehil devlet adamlarının sayesinde ortadan kaldırdı.

 

Sultan Ahmed Han, her müslüman gibi Resulullah efendimizi çok severdi. Resulullah efendimizin mübarek ayağı izinin bir resmini her an yanında taşırdı. Ahmedi ve Bahti mahlası ile şiirler yazan Ahmed Han’ın şiirindeki bir dörtlük şu şekildedir:

 

Evliyanın himmeti, yaktı beni kül eyledi.
Safiyim, buldum safayı, dü cihanım kalmadı
Ahmedi der,”Ya ilahi! sana şükrüm çok-durur”
Hamdulillah aşk-ı Hak’tan, gayri varım kalmadı.

(2. Kaynak)

I. Ahmet, (d. 18 Nisan 1590, Manisa – ö. 22 Kasım 1617). 14. Osmanlı padişahıdır.

 

Babası Sultan III. Mehmet, annesi Handan Sultan‘dır. Babasının vefatı üzerine 21 Aralık 1603′te Eyüp Sultan‘da kılıç kuşanarak tahta geçti. Sultan I. Ahmet, Kanuni Sultan Süleyman’dan sonraki padişahlar içinde devlet işleriyle yoğun şekilde uğraşan ilk padişahtı. Sultan I. Ahmet yakalandığı tifüs hastalığından kurtulamayarak 21 Kasım’ı 22 Kasım’a bağlayan gece 1617 yılında 27 yaşında vefat etti ve Sultanahmet Camii yanındaki türbesine defnedildi.

 

Saltanatı döneminde meydana gelen olaylar

 

Yıldırım Bayezid döneminde başlayıp, Fatih Sultan Mehmet (II. Mehmet) döneminde kanunlaşan kardeş katli yasasını kaldırmıştır. Yerine ekber ve erşet (ailenin aklı başında olan en büyük üyesi) sistemini getirmiştir.

 

Safevilerle ilişkiler

Sultan I. Ahmet tahta geçtiği sırada, Osmanlı İmparatorluğu batıda Avusturya, doğuda Safevi devleti ile savaş halindeydi. Osmanlı ordusu Sinan Paşa komutasında Nahçıvan üzerinden Revan’a yürüdü. Bu arada yeniçeriler Van’a dönülmesini istiyorlardı. Osmanlı ordusu kışı Van’da geçirdi.

 

Tebriz’i geri almak için yapılan savaşta Osmanlı ordusu, Şah Abbas’ın ordularını Selmas yörelerinde yendi. Ancak Erzurum Beylerbeyi Sefer Paşa’nın çekilen düşman kuvvetlerini izleyip asıl ordudan ayrılmasını fırsat bilen Şah Abbas, ordu merkezine ani bir saldırıda bulundu. Yenilgiye uğrayan Sinan Paşa önce Van’a, daha sonra da Diyarbakır’a çekildi. Şah Abbas Şirvan, Şemahi ve Gence’yi kolaylıkla ele geçirdi. Osmanlı İmparatorluğu Avrupa’da devam eden Avusturya Savaşı ve iç isyanlarla uğraştığı için İran cephesinde başarılı olamıyordu. Sadrazam Nasuh Paşa, Şah Abbas’ın barış önerisini kabul etti.

 

1612 yılında yapılan Nasuh Paşa Antlaşmasıyla 9 yıl süren Osmanlı-Safevi Savaşı sona erdi. Yapılan antlaşmayla, Safeviler Osmanlı Devletine 200 deve yükü ipek vermeyi kabul ettiler. 1615 yılına kadar süren barış dönemi Şah Abbas’ın antlaşmayı bozması üzerine sona erdi. Yapılan savaşlarda Osmanlılar çok kayıp verdi. Sultan II. Osman (Genç Osman) döneminde, Nasuh Paşa Antlaşması temel alınarak yapılan Serav Antlaşması ile barış tekrar sağlanacaktı. (26 Eylül 1618).

 

Celali isyanları

Yavuz Sultan Selim döneminde binlerce taraftarı ile ayaklanan Bozoklu Celal, Osmanlı Devleti için büyük problem olmuştu. Bu isyanlar bastırıldı ise de Anadolu‘da meydana gelen iç isyanlar ve karışıklıklara yine Celali İsyanları denildi. Sultan I. Ahmet döneminde Celali İsyanları tekrar patlak verdi. Tavil Ahmed, Canbolatoğlu, Kalenderoğlu ve Deli Hasan ayaklanmaları bunlardan en önemlileridir. Bu sırada Sadrazam olan Kuyucu Murat Paşa son derece sert bir askerdi. Acıma nedir bilmezdi. Öldürttüklerini açtığı kuyulara attırmak gibi bir alışkanlığı olduğundan kendisine “Kuyucu” lakabı takıldığı söylenir. Kuyucu Murat Paşa’nın ısrarlı ve sert politikaları sonunda Celali İsyanları zor da olsa bastırıldı.

 

Zitvatorok Antlaşması

Sultan I. Ahmet tahta geçtiği sırada Avusturya Savaşı devam ediyordu. Osmanlı kuvvetleri Belgrad’dan Budin’e doğru ilerlemekteydi. Peşte (25 Eylül 1604) ve Hatvan kaleleri savaş yapılmadan kolaylıkla ele geçirildi. Osmanlı ordusu ilerleyerek Budin’in kuzeyinde bulunan Vaç kalesini ele geçirdi (16 Ekim 1604). Osmanlı Ordusu, Sultan I. Ahmet’in buyruğu üzerine Belgrad üzerinden Budin’e yürüdü. 29 Ağustos 1605′de Estergon Kalesi kuşatıldı ve Ciğerdelen kalesi fethedildi. 8 Eylül’de Vişigrad, 19 Eylül’de Saint Thomas (Tepedelen) kaleleri fethedildi. 3 Ekim 1605′de ise Estergon Kalesi teslim alındı.

 

Osmanlılar da, Avusturyalılar da ardarda yapılan bunca savaştan dolayı sosyal ve ekonomik yönden çok yıpranmışlardı. Daha önce yapılan barış görüşmelerinden bir sonuç çıkmamıştı. Ancak 11 Kasım 1606′da Estergon-Komorin arasında Zitva suyunun Tuna Irmağına döküldüğü yerde imzalanan Zitvatorok Antlaşmasıyla barış sağlandı.
I. Ahmet döneminde yapılan Sultanahmet Camii
I. Ahmet döneminde yapılan Sultanahmet Camii

 

Antlaşmaya göre Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlılarda , Rop ve Koman kaleleri Avusturyalılarda kalacaktı. Avusturya bir kereye mahsus olmak üzere 70.000 altın savaş tazminatı ödeyecekti. Osmanlı padişahı Avusturya İmparatoruna Roma İmparatoru (Cesar) unvanıyla hitap edecek, her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderilecekti. Avusturya’nın Macaristan için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi kaldırılacaktı. Avustuya Arşidükü Osmanlı Padişahına eşit sayılacaktı(protokolde). Bu madde ile Osmanlı Devleti Avusturya’ya karşı olan üstünlüğünü kaybatmiştir. Zitvatorok Antlaşması Osmanlıların lehine gibi görünse de Osmanlı Devleti artık eski gücünde değildi. Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti’nin Avusturya karşısındaki üstünlüğü sona ermiş, siyasi dengeler Osmanlı aleyhine bozulmaya başlamıştır.

 

Yapılan Seferler

Batıda Budapeşte,Estergon,Saint Tomas,Ciğerdelen kalelerini fethetti.Güneyde,16. yüzyılda Yavuz Sultan Selim‘in Mısır’ı alarak zayıflattığı Ramazanoğulları Beyliğine resmen son verdi ve beyliğin topraklarını Osmanlı‘ya kattı.Doğuda İran’a karşı kısmen bir üstünlük sağladı.Fakat,ne varki Erzurum Beylerbeyi Sefer Paşa’nın yaptığı bir hata sonucunda Safevi Şahı I Abbas Osmanlıları yendi.

 

Mimari çalışmaları

4 Ocak 1610′da altı büyük minareli ve 16 şerefeli Sultanahmet Camii’nin temel atma merasimi yapıldı. Dinine bağlı bir insan olan Sultan I. Ahmet, caminin temelleri kazılırken eteğinde toprak taşıdı.. 9 Haziran 1617′de inşaatı biten Sultanahmet Camii ibadete açıldı. Ayrıca Şehzadebaşı Kuyucu Murat Paşa Külliyesi, İstanbul Mesih Paşa Camii, Piyale Paşa Camii, Elmalı Ömer Paşa Camii yaptırılan önemli mimari eserler arasındadır.

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : 1. AHMED HAN, 1. AHMED, 1. AHMET

« Önceki ::