ömer hayyam (omar khayyam)


20/12/2009 · Kategori: SIIR

HAYYAM (Ebul Feth Ömer bin İbrahim; Ömer Hayyam da denir), İranlı şair ve bilgin (Nişapur 1044.ay.y 1123/1136). Hayatı, gençlik yılları kesinlikle bilinmiyor. Elde bulunan eserlerinden, hayatıyla ilgili olayları anlatan bazı kitaplardan, mantık, felsefe, matematik ve astronomi konularında çalıştığı, bu alanlarda düzenli bir öğrenim gördüğü anlaşılmaktadır. Hayyam (“Çadırcı”) takma adını, atalarının çadırcılık yapmaları yüzünden aldığı söylenir.

Ömer Hayyam, zamanında daha çok bilgin olarak ün kazandı. İran’ın, Selçuklular yönetiminde olduğu bir çağda yetişen Hayyam, Horasan ülkesindeki büyük şehirleri, Belh, Buhara ve Merv gibi bilim merkezlerini gezdi, birara Bağdat’a da gitti. Zamanının hükümdarlarından, özellikle selçuklu sultanı Melikşak ve Karahanlılardan Şemsülmülk’ten büyük yakınlık gördü. Saraylarında, meclislerinde bulundu. Reşidüddin’in “Cami-üt-Tevarih” adlı eserinde anlattığına göre Nizamülmülk ve Hasan Sabbah, Ömer Hayyam ile okul arkadaşıydılar.

Gerek Hayyam’ın zamanında, gerek sonarki çağlarda yazılan kaynaklarda çağının bütün bilgilerini edindiği, o alanlarda derin tartışmalara girdiği, fıkıh, ilahiyat, kıraat, edebiyat, tarih, fizik ve astronomi okuttuğu yazılıdır. Ebu’l Hasan Ali El-Beyhaki onun çok bilgili bir kimse olduğunu, fakat müderrislik hayatının pek başarılı olmadığını bildirir. Ayrıca Zemahşeri ile uzun boylu tartışmalara giriştiğini, onun derslerine bile devam ettiğini, Zemahşeri’yi, bilgi bakımından beğendiğini yazar.

Hayyam’ın fizik, metafizik, matematik, astronomi ve şiir konularında değişik eserleri vardır. Bunlar arasında İbni sina’nın Temcid (Yücelme) adlı eserinin yorum ve tercümesi de yer alır. Zamanında, bir bilgin olarak ün kazanan Ömer Hayyam’ın edebiyat tarihindeki yerini sağlayan, sonraki yüzyılarda da doğu islam dünyasının en büyük şairlerinden biri olarak anılmasına yolaçan Rubaiyat‘ıdır (Dörtlükler).

Ömer Hayyam, iran ve doğu edebiyatında rubai türünün kurucusu sayılır. Sonraları aralarına başkalarının eserleri de karışan bu rubailer iki yüz kadardır. Hayyam, oldukça kolay anlaşılan, yumuşak, akıcı, açık ve seçik bir dil kullanır. Şiirlerinde gerçekçidir. Yaşadıkları, gördüklerini, çevresinden, zamanın gidişinden aldığı izlenimleri yapmacığa kapılmaksızın, olduğu gibi dile getirir. Ona göre, gerçek olan yaşanandır, dünyanın ötesinde ikinci bir dünya yoktur. İnsan, yaşadıkça gerçektir, gerçek ise yaşanandır. En şaşmaz ölçü akıl ve sağduyudur. İnsan bir akıl varlığıdır. Gerçeğe ancak akıl yolu ile ulaşılabilir.

Onun şiirinde zamanın haksızıkları, softalıkları, akıl almaz saçmalıkları ince, alaylı, iğneleyici bir dille yerilir. Dörtlüklerinin konusu aşk, şarap, dünya, insan hayatı, yaşama sevinci, içinde bulunduğumuz geçici dünyanın tadını çıkarma gibi insanla sıkı bir bağlantı içinde bulunan gerçek eylem ve davranışlardır. Şiirlerinde işlediği konulara, çokluk felsefe açısından bakar. Aşk, sevinç, hayatın tadını çıkarma, Hayyam’a göre vaz geçilmez insan duygularıdır, insan hayatının ana dokusu bunlarla örülüdür. Bazı dörtlüklerinde filozofça derin bir sezgi, açık ve seçik bir insan severlik duygusu, gösterişten, aşırılıktan uzak bir yaşama anlayışı görülür.

Hayyam kendisinden sonra gelen pek çok şairi etkilemiş, rubai alanında tek örnek olarak benimsenmiştir. Batı ülkelerinde adına bir çok dernek kurulmuş, rubaileri bütün bati dillerine, bu arada birçok defa Türkçeye Rubaiyat-i Hayyam, Hayyam’ın Rubaileri, Ömer Hayyam ve Rubaileri, Dörtlükler adı altında tercüme edilmiştir.

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : ömer hayyam,şarap,nişapur,iran,rubaiyat

Bir kafatasıyla tarih değişti


20/12/2009 · Kategori: BILIM


Gürcistan'da bulunan kafatası insanın atalarının Afrika'dan Avrasya'ya sanılandan 800 bin yıl önce göç ettiğini ortaya çıkardı.

Afrika dışında bugüne kadar bulunan en eski insan iskeletleri bilim dünyasını heyecanlandırdı. Gürcistan’da topraktan çıkarılan kafatası ve iskeletler, modern insanın atası sayılan ilk insanların sanıldığından 800 bin yıl önce Afrika’dan göç etmeye başladığını gösteriyor.

Bilimcilerin Tiflis’e iki saat mesafedeki kazı alanında ortaya çıkardığı sekiz iskelet yaklaşık 1.8 milyon yaşında. Yeni bulgular ışığında evrim sürecinin tarihlerini gözden geçiren bilimciler, ilk insanların keşif amacıyla Afrika dışındaki bölgelere göç edip daha sonra Afrika’ya dönmüş olabileceğini belirtiyor.

İlk insanların modern insana evrilmesinin Afrika’da başladığı, bu sürecin geç aşamalarında ikinci bir göç dalgasıyla kıtayı terk ederek Orta Doğu üzerinden Avrupa’ya ve Doğu’ya yayıldıkları biliniyor. Bölgede bulunan kafataslarıy, çene kemikleri, kol ve bacak kemiği parçalarının, insanın atalarının, Afrika'dan Avrasya'ya daha önce sanılandan yaklaşık 800 bin yıl önce göç ettikleri ve tekrar Afrika'ya dönmeden önce burada uzun bir evrimsel süreç geçirdikleri fikrini verdiği kaydedildi.

İLK AVRUPALI HOMO ERECTUS
Gürcü bilim adamlarının keşfi, Guildford'daki İngiliz Bilim Festivalinde açıklanırken, Gürcistan Ulusal Müzesinin müdürü profesör David Lordkipanidze, iki erkek ve 3 kadının kalıntılarından oluşan fosillerin, modern insanın öncüsü homo erektusun ilk örnekleri olduğunun anlaşıldığını söyledi.

Lordkipanidze, Dmanişi'de insan kalıntılarının yanında taştan aletler ve hayvan kemiklerinin bulunduğu, bunun, bu insanların eti yemek için hazırladıkları anlamına gelebileceğini kaydetti.

David Lordkipanidze, homininler adı verilen bu insanların, homo erektuslardan daha ilkel göründüğünü, beyinlerinin homo erektuslarınkinden yaklaşık yüzde 40 oranında daha küçük ve 1 metre 44 santimetre ile 1,5 metre arasındaki boylarının homo erektuslardan daha kısa olduğunu bildirdi.

Alet yapımı konusunda gelişmiş oldukları görülen, yüksek sosyal ve bilişsel kabiliyetlere sahip homininlerin bacaklarıyla kaval kemiklerinin, bugünün insanınkine çok benzediği ve bu ilk insanların iyi koştuğunun sanıldığı kaydedildi.

SOSYAL DAYANIŞMA BİLİNCİ
Kafataslarından birinin sahibinin yaşamı boyunca tüm dişlerini kaybettiği, buna rağmen hayatta kalmayı başardığı, bu durumun da karşılıklı bakıma dayalı bir tür sosyal organizasyonun varlığı fikrini verdiği bildirildi.

Homo erektusların Afrika'dan bölgeye yaklaşık 1 milyon yıl önce göç eden ilk insanlar olduğu düşünülüyordu.

Profesör David Lordkipanidze, Gürcistan'da kalıntıları bulunan bu ilk insanların, Avrasya'da daha sonra yaşayan homo erektusların ataları olabileceğini ifade ederek, "Sorun şu: Homo erektuslar Afrika'da mı, yoksa Avrasya'da mı ortaya çıktı. Eğer Avrasya'da ortaya çıktılarsa, tersine bir göç mü söz konusu? Bu fikir birkaç yıl önce çok aptalca görünebilirdi, ancak bugün o kadar aptalca görünmüyor" diye konuştu.

Bilimsel bulgulara göre ilk insan ırkı sayılan Homo habilis 2.5 milyon yıl önce Afrika’da evrildi. Yüzbinlerce yıllık evrim sürecinde bunlar daha uzun ve atletik olan Homo erectus’a evrilerek hareket özelliklerini arttırdı ve Afrika dışına dalgalar halinde göç etmeye başladı.

Göç eden Homo erectus kafileleri Avrupa ve Asya’da farklı bölgelere yerleşti. Ancak Afrika dışındaki bu gruplar zamanla yok oldu, anavatanda kalanlar ise evrimini sürdürerek modern insana dönüştü ve 120 bin yıl kadar önce Avrasya’ya ikinci bir göç dalgası başladı.

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : kafatası,gürcistan,insanın ataları,afrika,bilim

4 bin yıllık tohum canlandı


20/12/2009 · Kategori: BILIM

      Kütahya Seyitömer Höyüğü'nde yürütülen kazıda bulunan ve 4 bin yıl öncesine ait olduğu belirlenen 3 tohumdan biri toprağa ekildikten sonra çimlendi.

      Kütahya Seyitömer Höyüğü'nde, Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümünce yürütülen kazıda bulunan ve 4 bin yıl öncesine ait olduğu belirlenen 3 tohumdan biri, toprağa ekildikten sonra çimlendi.

Kazı Grubu Başkanlığını da yürüten DPÜ Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nejat Bilgen, il merkezine yaklaşık 27 kilometre uzaklıktaki alanda geçen yıl yapılan kazıda, höyüğün güneydoğusunda bir yapının içerisindeki kapta bitki tohumları bulunduğunu bildirdi.

    

      Orta Tunç Çağı dönemine ait olduğunu tespit ettikleri katmandaki tohumların yaklaşık 4 bin yıllık olduğunu belirten Prof. Dr. Bilgen, tohumların yapının içinde ve orijinal yerinde buldukları kaplar arasında birinin içinde olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Bilgen, höyükte çok sayıda tohum bulduklarını, ancak birçoğunun yandığını gördüklerini ifade ederek, şöyle konuştu: ''Son bulduğumuz üç tohum, kabın bir kısmının dışına taşmıştı. Kap kırıldığı için bu şekilde bulduğumuzu düşünüyoruz. Tohumlardan bazılarını incelemeye almıştık. Yaklaşık iki yıldır bu çalışmayı yürütüyoruz. Geçen yıl yaptığımız çimlendirme denemesinden olumlu sonuç alamadık ve başarılı olamadık.

Bu yıl bu tohumlardan birini yeşertmeyi başardık. Bundan yaklaşık 4 bin yıl öncesine ait toprak altından çıkmış bir tohum yeşerdi. Bu tohumdan çimlenen bitki, canlı halde bilim dünyasına sunulmak ve üzerinde çeşitli analizler yapılmak üzere inceleniyor.''

 

      Tohumların bulunduğu kabın yer aldığı yapının depo olarak kullanıldığını tahmin ettiklerini belirten Prof. Dr. Bilgen, ''Sözü edilen kabın yanı sıra mekanda çok sayıda kap ele geçmiştir. Tüm bu özellikleriyle mekanın depolama amaçlı kullanılmış olabileceği düşünülmektedir'' diye konuştu.

GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMEMİŞ MERCİMEK TOHUMU
     DPÜ Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Nüket Bingöl, höyükte bulunan üç tohumdan birini geçen yıl toprağa ektiğini, ancak çimlendiği halde kuruduğunu, diğerinin ise yağ analizlerinin yapılması amacıyla İstanbul'a gönderildiğini anlattı.

    Yrd. Doç. Dr. Bingöl, üçüncü tohumu yaklaşık üç ay önce toprağa ektiğini, bunun da çimlendiğini belirtti.

Bu tohumun yaklaşık 4 bin yıl öncesine ait olduğunu ifade eden Yrd. Doç. Dr. Bingöl, şöyle devam etti: ''Bilimsel olarak yolun başındayız. Öncelikle diğer tohumlarla beraber bunların yaş tayininin yapılması ve günümüzde yetişen mercimeklerle karşılaştırılması gerekiyor. Her ne kadar arkeolojik kazılarda buluntunun içinden çıktıysa da bunu bilimsel olarak kanıtlamalıyız. Bu tohumların dışarıdan gelip gelmediğini incelememiz gerekiyor. Henüz bir iki aylık çalışma sürecindeyiz, bahara doğru yavaş yavaş sonuçlarını almış olacağız. Ancak çimlenmesi çok büyük bir gelişme. Günümüzde bilinen mercimek bitkileri gibi çok kuvvetli değil, oldukça cılız bir bitki. En kısa zamanda tek beklentimiz çiçeklenip tohum üretebilmesidir. Çiçeklenip tohum üretebilirse son zamanlarda çok güncel olan organik ve Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) özelliğini taşıyan bitkiler açısından bizim elimizde çok önemli bir veri olacak. Çok eski zamanlara ait, hiç genetiğiyle oynanmamış, herhangi bir değişikliğe uğramamış, organik olarak elde edilmiş tohumların ilki olacak.''

'TOHUMU CANLI BULMAMIZ BİZİM İÇİN SÜRPRİZ OLDU'
    Yrd. Doç. Dr. Bingöl, bu tohumun bir mercimeğe ait olduğunu belirlediklerine işaret ederek, mercimeğin çok fazla suya ve sıcaklığa ihtiyaç duymadan kurak ortamda yetişebildiğini kaydetti.

 

Mercimeğin kazı yapılan alanda yetişebilecek bir bitki türü olduğunu dile getiren Yrd. Doç. Dr. Bingöl, şu bilgiyi verdi: ''Arpa, mercimek, buğday, bunların hepsi Anadolu kökenli bitkilerdir ve orijini Anadolu'dur. O yüzden bizim için bu tohumları burada bulmamız çok sürpriz olmadı. Tohumu canlı bulmamız bizim için sürpriz oldu. Bu da tamamen höyüğün yapısından kaynaklanıyor. Höyükte yangın çıkıyor, çöküyor ve tohumlar içerisinde canlı kalabiliyor. Şans eseri bu tohumları bulduk ve değerlendirdik.

Şu an için bu tohumların mercimek olduğunu söyleyebiliyoruz, ancak yine de normal mercimekten morfolojik bazı farklılıkları var. Tamamen yaptığımız çalışmalar sonucunda belli olacak. Tohum vermesi halinde organik, hiçbir şekilde genetiğiyle oynanmamış, orijinal bitki olacak. Her zaman için orijinal tohumlar diğerlerine göre daha zayıftır. Belki ülke ekonomisine fazla bir katkı sağlamayacak, ancak bazı üniversitelerde başlatılmış eski tohumların toplanması yönündeki çalışmalara önayak olacağız.''

Yrd. Doç. Dr. Bingöl, yüzyıllar öncesinden bitki tohumlarının yeşerdiğine ilişkin daha önce yurt içi ve yurt dışında örnekler bulunduğunu hatırlatarak, Japonya'da manolya bitkisine ait tohumun günümüzdeki manolya bitkisinden farklı morfolojik özellikler taşıdığını bildiklerini sözlerine ekledi.

 

 


Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : 4 bin yıllık tohum,kütahya,seyitömer,seyitömer höyüğü

üflediler söndüm olgun şimşek mp3


20/12/2009 ·

Yorum (yok) Yorum yaz! Etiketler : olgun şimşek,üflediler söndüm,kapalıçarşı,dizi müzikleri

« Önceki ::